ALLAH ve RASULULLAH AŞKIYLA YANANLaR GeLSiN HUZUR ÎSLÂMDA

MUHAKKAK Kİ;ALLAH ADALETİ; İYİLİĞİ, AKRABAYA VE MUHTAÇLARA YARDIM ETMEYİ EMREDER; ÇİRKİN İŞLERİ; FENALIK VE AZGINLIĞI YASAKLAR DÜŞÜNÜP İBRET ALASINIZ DİYE SİZE NASİHAT VERİR NAHL 90. AYET
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 HER SÂLİKE SÛFÎ DENMEZ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
SoFi Çocuk
Web Master
Web Master


Erkek Mesaj Sayısı : 1400
Nerden : BatMan
Kayıt tarihi : 06/09/08

MesajKonu: HER SÂLİKE SÛFÎ DENMEZ   C.tesi Eyl. 20, 2008 10:42 am

HER SÂLİKE SÛFÎ DENMEZ

Sâlik, hak yoluna giren ve mürşid elinde terbiye gören kimse demektir. Manevî terbiye yoluna giren kimselere tasavvufta sâlik, sûfî, derviş, mürid gibi isimler verilir. Bu isimler, genelde her mürid için kullanılır. Fakat sûfî, mürşid, şeyh gibi isimler manevî terbiyesini bitirmiş rehber insanlara kullanılmalıdır.

Çünkü tasavvuf yoluna giren herkeste, yukarıda anlatılan yüksek ahlâklar bulunmaz. Bulunması da kolay değildir. Bunun elde edilmesi için, Cenab-ı Hakk'ın özel desteği yanında, büyük bir gayret ve mücahede gerekmektedir. Kur'an-ı Hakim'de "mukarrabûn", "muttaki", "muhsin", "muhlis" "veli", "ebrar" "salih", gibi sıfatlarla anlatılan kâmil müminlere tasavvufta kısaca,"sûfî" ismi verilmektedir.

Arifler, manevîyat yolcularını genel olarak üç gruba ayırırlar:

1-Sûfî,
2-Mutasavvıf,
3-Mübtedî-müteşebbih.(Hucvirî, Keşfu'l-Mahcûb, 44; Sühreverdî, Gerçek Tasavvuf)

Marifetullah ve takvanın tahsil edildiği tasavvuf yoluna girenlere halk "sûfî" veya biraz değişik ifâdeyle "sofi" der. Fakat bu isimlendirme mecazidir, hakikat manasında değildir; çünkü, yukarıda da değindiğimiz gibi, esasen "sûfî" ismi, terbiye işinin başında olanlara değil, sonunda olanlara ve Kur'an-ı Hakim'den "muttakî" sıfatını alan kâmil müslümanlara verilen bir isimdir.

Arifler, aldıkları terbiye derecesine göre hak yolcularını şöyle tanıtırlar:(Sühreverdî, Gerçek Tasavvuf, 16.)

Allah için tövbe edip sevgi ve iradesiyle ariflerin yoluna giren, gücü kadar onların halleriyle hallenmeye çalışan, fakat henüz kendilerinin güzel sıfat ve ahlakına sahip olamayan kimseye, "mutasavvıf" denir. Bu durumdaki birisine "sûfi" denmez. Gerçek manasıyla sûfi, ilahî huzurda kabul görmüş velilerin hâline sahip olan ariflere verilen bir isimdir.

Bu ikisinden başka, zahiren onlara benzeyip de, hâl olarak onlar gibi olamayan kimseye sadece "müteşebbih"veya "işin başındakimürid"yani; sûfilerin yoluna yeni giren ve onlara benzemeye çalışan kimse denir.(Sühreverdî, aynı eser, 16.)

Zahiren de olsa, sûfilere benzemeye çalışan yeni mürid, onların yolunun ve hâlinin güzelliğine inandığı ve iradesiyle onlar gibi olmak istemektedir. Ancak, kalbinin katı, nefsinin azgın, nasibinin az olmasından ve gücü yetmediğinden dolayı onlardan geri kalmıştır. Buna rağmen, içindeki bu iman ve muhabbeti sayesinde sevdiği Allah dostlarının arasına katılacak ve onlardan sayılacaktır. Bu haliyle o kimse:

"Kim bir kavme benzerse, o da onlardan sayılır"(Ebû Dâvud, Libas, 4; Ahmed Müsned, II, 50.) hadis-i şerifinin müjdesine erer. Samimi sevgi, insanı sevdikleri ile beraber eder. Bu kimse, velilerle aynı fazilet, eşit derece ve benzer sıfatta olmadığı halde, sırf güzel niyeti, samimiyeti ve binlerce insan grupları içinden Allah'ın dostlarını tercih etmesi yüzünden, onların bereketine kavuşur.

Bazı tasavvuf büyükleri, bu yolun mürşitlerine de "mutasavvıf" ismini vermekte, "sûfî" yerine "mutasavvıf" kelimesini kullanmaktadır.

Bu isim ve unvanlar, insanların yaşadığı bölgelere ve sahip olduğu kültüre göre de değişebilir. Bunun bir zararı yoktur. Yeryüzünde insanlar arasında yayılan isimler değil, Allah katında, melekler arasında, göklerde anılan sıfatlar önemlidir.

Yeryüzünde zahiren fakir, garip, kıymetsiz gözüken öyle Allah dostları vardır ki, kimse onlara itibar etmez, sözlerini dikkate almaz, belki selam dahi vermez. Fakat onlarda öyle bir gönül ve edep vardır ki, Allah katında sözleri dinlenir, niyazları kabul edilir, hatırları gözetilir. Melekler onları ziyarete gelir, selam verir, hürmet gösterir.

Bunun için her insan gizli bir hazine görülmeli, kılık kıyafete aldanmamalıdır. Hiç kıymet verilmeyen bir insanın Allah dostlarından birisi olabileceğini düşünerek herkese karşı edepli davranmalı, tevazu göstermelidir.

Edebin kimseye bir zararı olmaz. Allah dostları hayvanlara karşı bile merhametli ve edepli davranırlar; çünkü hepsi Yüce Mevla'nın sanatı ve mülküdür. Kibir ve edepsizlik ile rahat etmiş, şeref bulmuş hiç kimse yoktur.


Arifler "sûfi"yi güzel ahlaklarına göre tarif etmişler ve tanıtmışlardır. Bunların sayısı binlere ulaşmaktadır. Biz bu tariflerinden bir kaçını nazım hâlinde takdim ediyoruz:

Sûfi denir, özü temiz, kalbi safi olana;
Hû eleyip Hakk ile benliğini bulana.

Sûfi, ariftir, işi hakkı tariftir,
Mevla'yı zikrettirir kendisine bakana.

Sûfî, edeple süslü, sevgiyle yüklüdür,
Kibretmez, tevazu gösterir hep kullara.

Sûfi, halkı ölü sayar, hep Hakk'a bakar,
Fânî görür de, gönül vermez dünyaya.

Sûfi, yağmur gibi rahmet olur aleme,
İhsanı umumidir dostuna düşmanına.

Sûfî, her şeyini Hakk'a feda eder;
Düşünse ancak hayır gelir aklına.

Sûfı, asla ben demez, nefse yol vermez;
Her an muhtaç olduğunu bilir Yüce Mevla'ya

Sûfî, hâlini halka şikayetten haya eder;
Derdini Rabbine açar, teslim olur kazaya.

Sûfî, yeryüzünde ilâhî bir hüccettir;
Her haliyle şahittir Allah'ın varlığına.

Sûfî, Peygamber aşığı, Allah dostudur;
Sen de dost olursun, girersen halkasına.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
HER SÂLİKE SÛFÎ DENMEZ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ALLAH ve RASULULLAH AŞKIYLA YANANLaR GeLSiN HUZUR ÎSLÂMDA :: TASAVVUF (ÂHLAK İLMİ)-
Buraya geçin: